Sözler ateşi söndürmedi

  Sözler ateşi söndürmediSözler ateşi söndürmedi

35 kişinin yakılarak öldürüldüğü Sivas katliamının üzerinden 15 yıl geçti. Madımak’ın ‘Utanç Müzesi’ yapılma talebi ise hayata geçmedi

Sivas... Tarih 2 Temmuz 1993... Pir Sultan Abdal Şenlikleri için kente gelen aydınların kaldığı Madımak Oteli “şeriat isteyenler” tarafından kuşatılıp ateşe verildi. Katliamda 35 kişi yanarak can verdi. Katliamın üzerinden 15 yıl geçmesine karşın Madımak’ın “Utanç Müzesi” olacağına ilişkin verilen sözler tutulmadı. Sivil toplum örgütlerinin çağrıları, imza kampanyaları, TBMM’ye verilen yasa tekliflerine rağmen, siyasi partiler “Utanç Müzesi” için ortak hareket etmedi. Tek başına iktidara gelen AKP’nin bu isteğe soğuk durması da, Madımak’ın “müze olma” umutlarını başka bahara erteledi.

Madımak’ı müze yapma mücadelesi fikri, daha yanan canların acısı tazeliğini korurken, 9 Temmuz 1993’te SHP İstanbul İl Başkanı Yüksel Çengel ile DİSK yöneticileri tarafından gündeme getirildi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, “dışarıdaki kalabalığın zarar görmediğini” açıklayarak konuya bakış açısını daha başından ortaya koydu. Katliamın 1. yıldönümünde Madımak’ın müze olması ve laikliğin simgesi haline getirilmesini isteyen yine aydınlardı. Katliam, “Sivas 93” adlı oyunla Genco Erkal tarafından tiyatro sahnelerine taşındı.

Kebapçı sürprizi

Madımak’ın “Utanç Müzesi” olmasını isteyenler katliamdan iki yıl sonra beklenmedik haberle şok yaşadı. Otelin restoran bölümü, “Ata İskender” adıyla kebap salonu olarak hizmete girdi. Siyasiler yıllarca suskunluk merhemi sürdü katliam yarasına.

Almanya, 5 Türkün öldüğü evi müzeleştirip Solingen faciasıyla yüzleşirken, Türkiye, Madımak’ı bir türlü yüzleşmenin adresi yapamadı.

Sözler ateşi söndürmedi

15 yıl önce ‘O GÜN’

Madımak Oteli’nde kuşatılan aydınlardan şair Metin Altıok, şair Behçet Aysan ve bağlama ustası Hasret Gültekin, bu endişeli bekleyiş sonunda yaşamlarını yitirmişlerdi.

Önder Yılmaz / MİLİYET - 1 Temmuz 2008

Laf çok ama icraat yok

3 Temmuz 1993: Başbakan Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından boğularak ölmüşlerdir” dedi.

9 Temmuz 1993: SHP İstanbul İl Başkanı Çengel ve DİSK yöneticileri, Madımak’ın kamulaştırılarak Utanç Müzesi haline getirilmesini istedi.

2 Temmuz 1994: Aziz Nesin öncülüğündeki aydınlar, Madımak’ın müze yapılması çağrısında bulundu.

1 Ocak 1995: Madımak Oteli’nin sahibi Murtaza Öğütçü, müşteri bulamadığı için oteli satamadığını açıkladı.

23 Ağustos 1995: Otelin restoran bölümü “Ata İskender” adı altında kebap salonu olarak hizmete açıldı.

7 Kasım 1996: Madımak Oteli sessiz sedasız yeniden hizmete sokuldu.

1997-2005: Tıkanan siyaset, 28 Şubat süreci, gerçekleştirilen seçimler ve koalisyon hükümetlerinin kurulduğu bu dönemde, Madımak’ın müze yapılması için adım dahi atılmadı. 2 Temmuz anma törenleri sıkı önlemler altında gerçekleştirildi.

29 Haziran 2005: CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek ve 52 arkadaşı, Madımak’ın “Barış, Kültür ve Sanat Müzesi” yapılması için yasa teklifi verdi.

30 Haziran 2005: Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, “talep edilmesi halinde otelin ‘özel müze’ olarak değerlendirilebileceğini” açıkladı.

2 Temmuz 2005: Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Madımak’ın kardeşlik müzesi olmasını destekliyorum” dedi.

7 Temmuz 2005: Alevi örgütleri, müze kampanyasında toplanan imzaları Şener’e sundu. Şener, “Binanın müzeye dönüştürülmesi için ön çalışmaya ihtiyaç var” diyerek frene bastı.

9 Temmuz 2007: Bakan Atilla Koç, “Bana mesele intikal ettirilir, ben de yetkililere gerekli emri verir, çalışmalar yaptırırım, bana intikal eden bir hadise yok. Altının kebapçı olmasıyla da ilgilenmiyorum” dedi.

16 Mart 2007: Sivas Valisi Veysel Dalmaz, Hamburg’daki Avrupa Sivas Birliği toplantısında, “Madımak’ın müze yapılması birlik beraberliği bozar” dedi.

27 Mayıs 2007: AKP’li Alevi milletvekili Reha Çamuroğlu, Madımak’ın müze yapılması konusunda, “Pozitif duygular için binlerce anıt dikmeye hazırım. Ama ben uluslaşma sürecinin hatırlamalar kadar, bazen de unutmalarla gerçekleşebileceğine inanıyorum” diyerek şaşırtıcı bir çıkış yaptı.

4 Ekim 2007: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Strasbourg’da sivil toplum örgütleriyle yaptığı toplantıda “Madımak kavgası” çıktığında, net tavır sergilemedi. Konunun kapalı toplantılarda konuşulmasını istedi.

7 Aralık 2007: Bakan Günay, “Madımak’taki lokanta beni iğrendiriyor” dedi.

10 Aralık 2007: Sivas Valisi Dalmaz, Madımak Oteli’ndeki kebapçının çiçekçiye dönüştürüleceğini ilk kez Milliyet’e açıkladı.

9 Ocak 2008: Bakan Ertuğrul Günay, Madımak’ın mevzuata uygun olmadığı için müze yapılamayacağını açıkladı.

6 Şubat 2008: DSP İstanbul Milletvekili Hasan Macit, Madımak’ın müzeye dönüştürülmesine ilişkin kanun teklifi verdi. Günay, “Yapılan yanlışın hatırlanması için gereken yapılacak. Vicdanlara seslenen bir düzenleme yapacağız” dedi.

21 Şubat 2008: Günay, “Madımak’ı kamulaştırmak için bütçem yok” derken, para bulunması halinde Madımak’ın kamulaştırılarak müze yapılmasının düşünülebileceğini söyledi.

23 Mart 2008: İnternetteki sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta, “Madımak Oteli Müze Olsun” grubu imza kampanyası başlattı.

5 Nisan 2008: Günay, müze fikrinden vazgeçerken “Burada sosyal ve kültürel işlevleri olan bir işletme açılmasına çalışılmaktadır” dedi.

14 Nisan 2008: CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Madımak’ın anıt müze yapılması için yasa teklifi verdi.

20 Nisan 2008: Sevigen, Madımak’ın satın alınması için kampanya başlattıklarını açıkladı.

21 Nisan 2008: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Fevzi Gümüş, “Parayı verelim, Madımak’ı biz müze yapalım” dedi.

11 Haziran 2008: CHP, Vali Dalmaz’ın otel sahiplerine, “Burayı satmayın, sizin için iyi olmaz” diyerek CHP’nin Madımak’ı alıp müze yapma projesine karşı çıktığını öne sürdü.

ÖNDER YILMAZ Ankara

‘2 Temmuz’da Sivas’ta buluşalım’ çağrısı

Sivas 2 Temmuz Anma Komitesi, Madımak Oteli katliamında yaşamını yitiren aydınları anmak ve katliamı lanetlemek için halkı 2 Temmuz’da Sivas’taki Ethembey Parkı önünde buluşmaya çağırdı.

Selçuk Parkı önünde dün toplanan komite üyeleri, bir basın açıklaması yaparak “Barış ve Kardeşlik için 2 Temmuz’da buluşalım” çağrısında bulundu.

Komite Başkanı ve KESK Dönem Sözcüsü Önder Doğan, “Gün sessizliğimizi, suskunluğumuzu bozarak geleceğimiz için birlikte tercih yapma günüdür. Gericiliğe karşı olan, eşitlikten, barıştan yana olan halkımızı 2 Temmuz’da saat 11.30’da Ethembey Parkı önünde buluşarak Madımak’ta yaşanan katliamı lanetlemeye davet ediyoruz” dedi.

Basın açıklamasında ‘Madımak müze olacak’ ve ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’ sloganlarını atan komite üyeleri, daha sonra İstasyon Caddesi’nde bildiri dağıttı. 

KÜRŞAT TAŞCI Sivas DHA
MİLİYET - 1 Temmuz 2008

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir numaralı sanık dava dosyasında yok

Bir numaralı sanık dava dosyasında yokBir numaralı sanık dava dosyasında yok

Madımak Oteli’nin 2 Temmuz 1993 tarihinde yakılması sonucu 35 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın bir numaralı sanığı olarak aranan ve yazar Aziz Nesin’in yangın sırasında itfaiye merdiveninden inmesine engel olmaya çalışmakla suçlanan Refah Partili Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak hakkında yıllardır hiçbir hukuki işlem yapılmadı.

15 yıldır bulunamayan Erçakmak’ın adı sadece ilk iddianamede yer aldı. Müdahil avukatlar, davanın bir numaralı sanıklarından olmasına karşın davanın hiçbir safhasında Erçakmak hakkında etkin bir soruşturma yürütülmediğini, “araştırdık, sorduk, adreste bulamadık” diye bile herhangi bir işlem yapılmadığını söyledi.

Davanın müdahil avukatlarından Ali Sarıgül, “Cafer Erçakmak hakkında iddianamede yer almasının dışında bugüne kadar yapılmış hiçbir hukuki işlem yok. Akıbeti hakkında en küçük bir bilgiye sahip değiliz. Dava dosyalarımızda onun adına herhangi bir belge ya da bilgi mevcut değil. Yakalanmayan diğer sekiz sanıkla ilgili yapılmış bir işlem de bulunmamaktadır” dedi.

Müdahil avukatlardan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç de, “Cafer Erçakmak dönemin Refah Partili Belediye Meclis üyesi. İkinci gün fotoğrafı tüm yazılı ve görsel basında yer aldı. Yangından hemen sonra Sivas’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu şartlarda Erçakmak’ın bulunmamış olması şüphelerimizin temel nedenidir. Dolayısıyla Erçakmak’ın kırmızı bültenle arandığı yönündeki açıklamalardan da kuşkuluyuz” diye konuştu.

‘AİHM’ye gideceğiz’

Bundan sonraki süreçte, Sivas katliamı davasıyla ilgili yakalanmayanlarla ilgili etkin soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracaklarını da belirten avukat Sarıgül şöyle devam etti:

“İdarenin bugüne kadar bu yükümlülüğü yerine getirmesi gerekiyordu, ama getirmedi. Bu konuyla ilgili girişimlerimiz hep sonuçsuz kaldı. Yargıtay’ın bozma kararlarıyla üç kez yargılama yapıldı. İlk yargılamada dosyası ayrılan Erçakmak başta olmak üzere üzere yakalanmayan sanıklarla ilgili etkin soruşturma yapılmamış olması düşündürücüdür.

Olayı yönlendiren, sakallısı, cüppelisi bu dava dosyasında hâkim önüne hiç çıkmadı bile. Görüntülerde olup da kimliğini açıklayamadığımız çok sayıda zanlı var. Bunları tespit edip  yakalayıp yargı önüne çıkartmak idarenin görevliydi. Dolayısıyla bu çerçeve AİHM’deki başvurumuzun da bir parçası olacak.”

‘Pişman’ olan yok

Sivas davasından hüküm giyen 64 kişi, 2003 yılında Topluma Kazandırma Yasası’ndan yararlanmak için başvuruda bulundu. Ancak sanıklar, mahkemeye yardımcı olacak, olayı aydınlatacak bilgiler vermediği için “Pişmanlık Yasası”ndan yararlandırılmadılar. Kararda, “hükümlülerin örgüt içindeki konum ve faaliyetleriyle uyumlu şekilde bilgi vermek suretiyle örgütün dağılmasına, meydana çıkarılmasına yardım etmedikleri, bilgi, belge vermedikleri gibi, çaba da göstermediklerini ve örgütün suç işlemesine engel olmaya çalıştıklarına dair bilgi ve delil bulunmadığı” belirtilerek, Topluma Kazandırma Yasası’ndan faydalanma şartlarının oluşmadığı belirtildi.

Cafer Erçakmak, yazar Aziz Nesin’in itfaiye merdiveninden inmesine engel olmaya çalışmıştı.

Cafer Erçakmak, yazar Aziz Nesin’in itfaiye merdiveninden inmesine engel olmaya çalışmıştı.

BELMA AKÇURA İstanbul
MİLİYET - 1 Temmuz 2008

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sivas Katliamı 15. yılında lanetleniyor

Sivas Katliamı 15. yılında lanetleniyor

Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler 2 Temmuz günü Türkiye’nin bir çok yerinde törenlerle anılacak

Sivas Katliamı 15’inci yıl dönümünde çeşitli etkinliklerle protesto edilecek. Katliam, Sivas Madımak Oteli başta olmak üzere Ankara, İstanbul ve İzmir’de vatandaşlar tarafından lanetlenecek.

Sivas’ta 2 Temmuz 1993 yılında Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle katledilen 35 kişi, katliamın 15’inci yıl dönümünde anılacak. Anma etkinlikleri kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği başta olmak üzere Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve çok sayıda Alevi kurum ve kuruluşu, siyasi parti ve kitle örgütleri çalışmalarını sürdürüyor.

Çalışmalarla ilgili olarak açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Avukat Fevzi Gümüş, “2 Temmuz’da Madımak Oteli’nin önünde buluşalım” çağrısında bulundu. Gümüş, Sivas olaylarının Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçtiğini belirterek Madımak Oteli’nin müze yapılmamasını eleştirdi. AKP Hükümeti’nin müze talebini görmezden geldiğini ifade eden Gümüş, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, “Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için yeterli bütçeye sahip değilim” şeklindeki açıklamalarına tepki gösterdi. Madımak Oteli’nin bir an önce müze yapılması için hükümeti gerekli adımları atmaya çağıran Gümüş, “AKP, kendine özgü demokrasi anlayışından kurtulmak istiyorsa, Madımak Oteli’nin müze yapılması taleplerimize uzak kalmamalıdır. Orayı müze yapmak, bu iktidarın boynunun borcudur” dedi.

Türkiye’nin bu utancı temizlemesi için Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi, katliamın karanlıkta kalmış gerçek faillerinin bulunması ve Alevilerden özür dilenmesi gerektiğini vurgulayan Gümüş şöyle dedi: “Her yıl olduğu gibi bu yıl da 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde karanfillerimizi bırakıp kaybettiğimiz değerleri anacağız. Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha göstereceğiz.”

Yoğun katılım bekleniyor

Sivas Madımak Oteli önünde 2 Temmuz Çarşamba günü düzenlenecek anma toplantısına, on binlerce vatandaşın katılması bekleniyor. Buradaki etkinliklere siyasi parti liderleri, kitle örgütleri ve meslek örgütü temsilcileri destek verecek. Sivas’taki anma etkinliklerine çevre illerden de çok sayıda vatandaş katılacak.

Katliamın ardından 15 yıl geçmesine karşın Madımak Oteli’nin müze yapılması isteği ise yanıtsız kaldı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, “müze” projesinden geri adım atmasına ilişkin tepkiler sürüyor. Anma etkinliklerinde müze talebine bir kez daha vurgu yapılacak.

İzmir’de miting

Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu, Konak Kemeraltı Girişi’nde yaptığı basın açıklaması ile 2 Temmuz’da saat 17.30’da Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak olan mitinge katılım çağrısı yaptı. Platform Sözcüsü Ali İzzet Uğur, biz kez daha hesap sormak için alanlarda olacaklarını vurgulayarak, “Demokratik bir ülkeye olan özlemimizi, bu uğurda vereceğimiz mücadelenin kararlılığını haykıracağız” dedi. Açıklamanın ardından Kemeraltı Çarşısı içinde bildiri dağıtıldı.

Eskişehir Emek Platformu da 2 Temmuz’da kitlesel bir basın açıklaması yapacağını duyurarak, tüm Eskişehirlileri anmaya davet etti. Madımak Oteli’nin müze yapılması talebinin de yer alacağı miting, 2 Temmuz günü saat 18.00’de Kızılay İş Hanı’ndan yürüyüşle başlayacak. (HABER MERKEZİ)

Anmalar ortaklaştırıldı

Gaziantep’te birçok demokratik toplum örgütü ve siyasi parti bir araya gelerek 2 Temmuz’da katledilenler için ortak bir anma yapacak. BES Gaziantep Şubesi’nin çağrısı sonucu bir araya gelen 14 kurum bir platform oluşturdu. Platform 2 Temmuz günü saat 17.00’de Yeşilsu önünde bir basın açıklaması yapacak.

Hatay’da bir araya gelen Eğitim Sen, SES, BES, Yapı-Yol Sen, DİSK, HTO, Serinyol Pir Sultan Abdal Derneği, TÖP, ESP, ESP, İHD ve Antakya Kültür Sanat Derneği, Sivas Katliamı’nın yıl dönümü nedeniyle ortak basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada 2 Temmuz’da saat 18.00’de Ulus Alanı’nda basın açıklaması, Antakya Oda Tiyatrosu’nda anma düzenleneceği duyurdu.

Kayseri’de, 2 Temmuz Platformu, Sivas Katliamı’nı protesto etmek için 2 Temmuz’da Sivas’a gidecek.

EVRENSEL - 1 Temmuz 2008

Yorum (yok) Yorum yaz!

Turan ESER : İzzettin Hocaefendi ile Fettullah Hocaefendi

Turan ESER : İzzettin Hocaefendi ile Fettullah Hocaefendi

İZZETTİN DOĞAN HOCAEFENDİ İLE FETTULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ HAYRANLIĞI BABASI HÜSEYİN DOĞAN DEDENİN, HAZİRAN 1960 YILINDA, SİVAS ASKERİ CEZAEVİNDE, NURCU MEHMET KIRKINCI HOCAEFENDİYE OLAN HAYRANLIĞINA KADAR UZANIR.

İzzettin Doğan'nın Vatan gazetesinde yer alan görüşlerine bakacak olursak; "Fettullah Gülen filozof, bilge, dost ve Alevilere manevi katkısı büyük insan” CEM VAKFI Başkanı İzzetin Doğan hocaefendinin son dönemlerde bu yönde artan mesajlarının anlamını ve şifrelerinin çözülmesinin yolu tarih bilgisine başvurmaktan geçiyor. Tarih bilgisinden yoksun bir değerlendirme bu durumda gerçekçi olmayacaktır.

“İZZETİN DOĞAN ALEVİ CEMATİ LİDERİ” DEĞİL, ALEVİLER İÇİNDEKİ GÜLEN TARİKATININ MİSYONERİDİR.

Tarihi bilgeleri vermeden önce bir düzeltme yapmak zorundayız. CEM VAKFI Başkanı İzzetin Doğan hocaefendi, Gazetelerde ifade edildiği gibi “Alevi cemaatinin lideri” değildir. Sınırlı sayıda (onlarca) kişinin üyesi olduğu Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı’nın başkanıdır. Alevi toplumunu temsil yetkisine sahip değilidir. Alevi-Bektaşilerin inanç önderi, halen Hacı Bektaş veli Dergahı’nın en yüksek makamı olan Postnişini Veliyettin Ulusoy’dur. Bu makamın yerine İzzetin Doğan dahil kimse ikame edemez ve ettirilmez. Ayrıca Alevi-Bektaşi toplumunun demokratik, hukuksal ve siyasi hakları konusunda liderlik eden kurumlar ise ABF ve AABK (Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu)’dur. İzzettin Doğan ve Ehlibeyt Vakfı dışında faaliyet sürdüren Alevi-Bektaşi kurumları, dernekleri, dergahları ve cemevleridir.

Alevi kamuoyununda tanık olduğu, İzzettin hoca Alevi davasından daha çok, Gülen tarikatının misyonerliğini yaptığından, bu yola önderlik etmesi, mümkün değildir. 15 yıldır Madımak katliamını lanetlemeyen ve otelin önüne karanfil bırakmayan kişi ise bunu talep bile edemez.

ABF ve AABK İzzetin Doğan’ın tüm Alevi Bektaşi kurumları ile dostça ve müsahipçe bir araya gelmesi için gerekli çabayı vermiştir. Fakat Hoca Alevi kurumları yerine, Ilımlı İslamcıları dost olarak tercih etmiştir. Bunun en somut örneği ise, Alevi-Bektaşi kuruluşları, dergahları ve cemevlerinin çoğunluğuyla kavgalı olan İzzettin Doğan’ın, sadece Gülen cemati ile dost olması ve sadece Gülen için dostça mesajlar vermesidir.

İzzettin Doğan'ın Alevi kurumlarıyla çatışmalı ve Gülen hareketi ile barışık halinden kimse memnun değildir. Sadece ABF, AABK değil, Karacaahmet Dergahı, Şahkulu, Alevi aydın ve yazar çevreside Cem vakfından memnun değildir. Sadece Alevi kurumları değil, demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti ve cumhuriyetten yana sivil toplum örgütleride Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan'ı kınamışlardır. Çünkü açıklaması bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu nedenle İzzetin Doğan’ı bu açıklaması karşısında yükselen protestolar daha da süreceğe benziyor. Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik ilkelerine bağlı Aleviler bu vesileyle İzzetin Doğan’ın gerçek dünyasını ve düşüncesini  tanıdı. İlginç olan ise, Fethullahçı Zaman Gazetesi İzzettin Doğan’a büyük destek verdi.  “Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, tam da pek çok insanın savrulduğu sırada diyalog ve uzlaşma adına vefalı bir çıkış yaptı. Sayın İzzettin Doğan, öyle bir zamanda, öyle cesur bir çıkış yaptı ki, kıymeti yıllar sonra bile unutulmayacak...” diye açıklama yaptı.

Böyle bir tepkiyi hesaba katmayan İzzettin Doğan önümüzdeki günlerde "Yanlış anlaşıldım" diyebilir. Çünkü artık laik kesimlerde İzzetin Doğan'ı dost listesinden silmişlerdir.

DOĞAN AİLESİNİN NUR CEMATİ DOSTLUĞU 1960 YILINDA BAŞLAMIŞTIR.

Bu konuda kimseyi zan altında bırakmak doğru olmaz. İşte bu nedenle bilgiyi kendi kaynağından, yani Doğan ailesi ile Nur Cemati arasındaki tanışıklığı 1960 yıllarında başladığını bize aktaran nur cemati liderinin kendi ağzından aktarmak gerek. Bu kişi Kırkıncı Hocaefendi ismi ile bilinen Mehmet Kırkıncı’dır. Said'i Nursi'nin "Evlerinizi medrese yapın" vasiyetini yerine getiren ve  İzzettin Hocaefendinin yücelttiği Fethullah Gülen'i Nur Cemati ile tanıştıran, cemate kazanan kişi Mehmet Kırkıncı’dır.

Mehmet Kırkıncı hocaefendi Alevilik nedir sorusuna cevap üretirken  "Aslında bir Müslüman’ın veya bir tarikatın Hz. Ali muhabbetini meslek ve meşrebine esas almasının dinen hiçbir mahzuru yoktur. Diğer sahabelere tecâvüz etmemek, Kur’an ve Sünnet’in ışığında namazını kılmak, orucunu tutmak ve diğer sorumluluklarını yerine getirmek kaydı ile, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt muhabbetini rehber edinmenin hiçbir mahsuru yoktur. Gerçek şu ki, Kitap ve Sünnet’i bilen ve gereği gibi yaşayan hakikî bir Alevî, ancak Allah-ü Teâlâ’yı ma’bûd olarak tanır "  ve  “Bu sun’î ayrılığın ortadan kalkmasının tek yolu, Kur’an’ın ışığı altına girmek ve O’nu yegâne ölçü kabul etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de, “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız.” buyurmakla, bütün Müslümanların Kur’an etrafında toplanmasını emretmektedir” diyerek, Aleviler Sünnileştirilmesi ve nur cematine kazanılmasını ifade etmektedir.

Kırkıncıhoca, Fettulahçı olduğu bilinen Aksiyon dergisinde yayınlanan hatıralarında, 1960 yılındaki İzzetin Doğan’nın babası Hüseyin Doğan dede ile tanışmasını ve ona nasıl namaz kıldırdığını şöyle anlatıyordu;  "Tunceli'den Alevileri getirmiştiler. İzzettin Doğan'ın babası Hüseyin Doğan Dede vardı. Çok efendi, çok kibar, ona buna çatması olmayan bir adamdı. Nur Talebeleri ile Aleviler aynı yerde ikamet ettirilir. Aradan günler geçti, muhabbet ortamı oldu. Biz namaz kılıyoruz. ”Siz de Müslüman, biz de Müslüman. Kılma var kılmama var. Hangisi iyi ise onu yapalım” dedim. 'Ben kılmanın iyi olduğunu anlatayım. Siz de kılmamamın iyi olduğunu anlatın' dedim ve kılmanın farz olduğunu söyledim. Sonra dedim 'Farz edin ki, kılmak farz değildi de öldük, gittik. Bize demezler ki niye kıldınız? diye. Ama kılmazsak tehlike var. Siz nasıl düşünüyorsunuz?' 'Hocam' dediler 'Bizim namazlarımız kılınmıştı, onun için kılmıyoruz.' 'Haa, bak şimdi oldu. Allah kabul etsin' dedim. Birkaç gün sonra 'Yahu' dedim 'geçen gün sordum, dediniz 'bizim namazımız kılınmış. Kılınmış ama kim kılmış?' dedim. 'Hz. Ali' dediler. Başka bir gün de 'Geçen gün keşke sormasaydım' dedim. 'Niye Hocam?' dediler. 'Ben' dedim 'Hz. Ali'yi o kadar çok severdim ki bu Tuncelililerin namazını kıldı da yani Erzurumluların suçu neydi? Ondan dolayı Hz. Ali'ye karşı, böyle kalbimde kırgınlık oldu' dedim. 'Ula insafsızlar' dedim 'bir adam başkasının yerine yemek yiyemez. Başkasının namazını kılmak olur mu? Peki Hz. Ali uyumasa idi, siz de uyumayacak mıydınız?' Baktım namaza başladılar.”

Nur cematinin liderlerinden ve Fettullah Gülen’in hocası Kırkıncı hocaefendi, Hüseyin Doğan dedeyi ve Tunceli’den gelen Alevileri ikna etmiş ve “kılınmış namazını” kılınmamış saydırıp, namaz kıldırmaya başlamış. Bugün İzzettin Hocaefendinin Fettullah için yaptığı iltifatın bir benzerini 1960 yılında Kırkıncı hocaefendi Hüseyin Doğan dedeye yapmıştır. Bugünkü İzzettin İltifatının arkasında bu tarihsel ilişkiye duyulan bir gizli vefada vardır.

İZZETİN HOCAEFENDİ GÜLEN MİKROFONUNDAN SESLENİNCE, SÖZÜNÜN FREKANSI DA NURCULAŞIYOR.

İzzettin hocaefendinin son dönemlerde Fettulllah Gülen’i öven açıklamaları ile  Alevilere, Alevi kurumlarına yönelik saldırgan ve hakaret dolu tavrıyla eş zamanlı şekilleniyor. Gülen hareketinin dairesi içinde durarak, Alevi kurumlarına saldırgan davranmakta ve Gülen misyoneri gibi çalışmaktadır. Alevi öğretisini, özgünlüğünden, gerçek köklerinden ve kaynaklarından koparmak ve bir tür Ilımlı İslam projesine dahil etmeye çalışmaktadır. Hatta İzzettin Doğan o kadar ileri gitmiştir ki, ona göre Fethullah Gülen Alevilere yönelik katliamlar ve tehlikeleri önleyen kişi olarak gösterilmiştir.

Kasım 2006’da, Samanyolu TV ve Zaman gazetesindeki açıklamalarında ise,  Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Mahallesi'ndeki katliamları “olaylar” olarak değerlendirip, Alevilere yönelik “tehlikenin büyümesi, bu ülkede diyalog ve hoşgörüden yana olan sağduyulu yaklaşımlar sayesinde önlenmiştir. Sayın Fethullah Gülen'in, cemevleri yapılması yönündeki çağrıları, bunu başbakanlığı döneminde Sayın Tansu Çiller'e iletmesi, sürekli Alevi-Sünni kardeşliğini savunması adeta bir dalgakıran vazifesi görmüştür” diyerek, Fettullah Gülen’e olan hayranlığını sık sık dile getirmesi aslında manidar değildi. Çünkü Cem Vakfı Avrupa Koordinatörlüğü Genel Sekreteri Düzgün Keleş bu hayranlığı arka planını kamuoyuna ’’Cem Vakfı ve İzzetin Doğan, Türkiye Cumhuriyeti’ni, laik devleti yıkma planları içinde olan Fethullah Gülen ve cemaatiyle birlikte çalışmaktadır. Cem Vakfı maddi ve manevi kaynağını Fethullah Gülen grubundan sağlamaktadır. Gülen grubu tüm medya yayın organlarıyla İzzettin Doğan’ı desteklemektedir’’  diyerek açıklamıştı.

İzzettin Doğan, Aksiyon dergisinde yayınlan bir röporatajında ise kendisine biat etmeyenlere yönelik çirkin saldırılarda bulunmuştu. Dengesiz ve kendisi ile çelişkilere bolca yer veren eleştirileri ve demeçleri, aynı zamanda, Alevi edep erkanına uymayan üslubu, herkesçe görüldü. İzzetin  Doğan aslında, CEM VAKFI etrafındaki kitlenin giderek kaybolmasından dolayı, hatta kendi “kadroları” içerisinde yaşanan gerginlikler, belli ki, İzzetin hocanın asabını epeyce bozmuş. CEM TV ve Radyo’daki derin operasyonlar, kadroların budanması, “her şeyin yolunda” giden bir örgütlenmede karşılaşacak bir durum olmazsa gerek. Demek ki Cem Vakfı’nda “her şey yolunda” değil. Yoksa bu hırçınlığına ve saldırganlığına bir izah bulmak mümkün değildir. Cem Vakfı (aslında bu İzzetin Doğan vakfı)  içinde bulunduğu düşünsel ve gelecek kaygısı ise, kaybettiği zemini başka ilişkilere girerek yaratmak istemektedir.

İzzettin hocaefendinin, Aksiyon dergisi, Samanyolu TV ve Zaman gazetelerinden, kendisi dışındaki Alevi kurum yöneticilerini “zır cahil” olarak tanımlaması, doğrusunu söylemek gerekirse, kendisini tanımlamakta eksik kalır. Gülen'i "dost ve bilge insan" olarak değerlendirip, Alevi-Bektaşi kurumlarının yöneticilerine ise hakaret eden kişiliği aslında İzzettin Hocaefendiyi ele vermiştir. “Hukuk adamı” ve “Dede” olarak Alevi dilinden uzak konuşma tarzı bize şunu göstermiştir. Hocaefendi aklını, Anadolu Alevi-Bektaşi öğretisiyle değil, “Alevi toplumunu nasıl bölerim ve Sünnileştirme projesine destek sunarım” hedefini gerçekleştirmek için, ılımlı İslam tezini kulağına fısıldayan Fethullah Gülen ideolojisinden beslemektedir.

BOP’UN TEOLOJİK MİSYONERİ GÜLEN İLE NAZIM HİKMET EŞDEĞER GÖSTERİLEMEZ!

İzzetin Hocaefendi’nin, Fettullah Gülen ile Nazım Hikmet’i eşdeğer tutması bilgi eksikliği değilse, ancak cehaletle açıklanacak bir durumdur. Tam bağımsızlık ve emperyalist sömürü ve işgallere karşı “Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim” diyen Nazım Hikmet ile ABD’yi "Dünya denilen geminin kaptanı" olarak gösteren ve ABD'nin  Büyük Ortadoğu Projesine destek verilmesini vaaz eden Fethullah Gülen nasıl bir tutulabilir. ABD'nin "ılımlı islam" projesinin teolojik misyonerliğine soyunmuş bir tarikat şeyhi Fettullah Gülen nasıl olurda, demokrasiden, laiklikten, özgürlüklerden ve cumhuriyetten yana tavır alan sanatçı, aydın ve sosyalist kimlikli Nazım ile eşdeğer tutulabilir.

1960’lı yıllarda, “Açlık ordusu yürüyor, yürüyor ekmeksizleri ekmege doyurmak için
hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için, açlık ordusu yürüyor, yürüyor ayakları kan içinde
” diye yazan Nazım Hikmet ile, yine 1960'lı yılların başında, ABD/CIA desteği ve talimatı ile Türkiye’de kurulan Komünizmle Mücadele Derneği'nin (KMD) Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Fettullah Gülen nasıl olurda, Nazımla aynı ölçüde değerlendirilir.

Eğer kişisel ve tarihsel olarak eşdeğer görülecek bir benzetme aranıyorsa, İzzettin Hocaefendi 1960 yılında babası Hüseyin Dede ile yolları birleşen nurcu hareketi ve siyasi partisi DP ile 2000’li yıllarda Fettullah Gülen’le yolu birleşen kendisine bakması yeter.

İzzettin Doğan “dede soyundan” gelir ama dedelik yapmaz. Dede çocuğu olup cem yürütmez ama, sağ  siyasilerin ağzı ile konuşarak, Alevileri “zır cahil” olarak suçlar. Hocanın sorunu, Alevilerin kültürel kimliğini yok sayarak, Aleviliği dar bir kalıba sokmaya çalışmaktır. Bunu resmi ideoloji ve diyanet yapıyor. Hocanın buna katkı sunması niye? Hoca, bir toplumsal kesimin kültürel kimliği, daha da genel ifade ile, kültür kavramının evrensel tanımlarında uzak ve bilimsel olmayan bir açıklama ile, “Ateistin Alevi'si Sünni’si olmaz” diyerek, bir şeriat esasını benimseyen dini ulema gibi konuşuyor. Hocaya şunu anlatmakta fayda var; Gerek sosyolojik açıdan, gerekse antropolojik açıdan, kültür, insanın çok boyutlu evrensel özelliğidir. Eğer insanın bu çok boyutlu ve evrensel özelliklerinden sadece biri üzerinden, yani salt inançsal kimlik üzerinden, kültürel kimliğinden mahrum bırakan tanımlar yapılırsa, bu bilimsel ve antropolojik açıdan sakat ve arızalı bir yaklaşımdır.

Özünde insan sevgisi, paylaşım, dostluk, bilimsellik ve çağdaşlık yatan Anadolu Alevi öğretisini, biçimsellikten ve sonradan bu öğretiye dışarıdan şırınga edilmiş yabancı unsurlardan ayıklayarak, günümüz dünyasına ve Anadolu Aleviliğinin özüne uygun bir şekilde buluşturulması gerekirken, İzzettin Hoca “buna ne hacet var. CEM VAKFI’nın Alevi Din Hizmetleri Başkanlığı bunu yapmıştır” diyerek, Etnik bir din yorumu ile Türk İslam Sentezine uygun bir Alevilik dayatmaktadır. Hoca dahil, hiçbir güç, Alevi kimliğini, onu besleyen, Mazdek, Sabilik, Budizm, Şamanizm, Zerdüşt, İslam ve daha bir çok inançsal geleneklerin kaynağını inkar edemez ve Aleviliği bu kaynaklardan her hangi birisinin içerisine tek başına hapis edemez. Bu farklılıklar ve zenginliklerden etkilenerek, kendine özgü inancı olan ve Anadolu`daki çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlü toplumsal formasyonda, Anadolu`ya özgü Alevi kimliğine ulaşan yapısı ile, bir inançsal, kültürel ve felsefi inanç kimliği yaratmıştır.  Değişime kapalı değil, açık, etkileyen ve etkilenen bir özelliğe sahiptir. Kendini asli, diğerlerini tali görmez ve başkalarının kendisini tali görmesini kabul etmez.

Hoca, yıllardır Türkiye’de uygulanmakta olan asimilasyon politikaları ile Alevileri, kendi kimliklerine yabancılaştırmaya dönük ve sistemin Sünni Türk-İslam anlayışına eklemlenmeye çalışmasına destek vermektedir. Sorgulama ve gerçekleri gözleme becerisine sahip Aleviler bu gerçeği zaten bilmektedir. Gerçekleri “tehdit” olarak ortaya koyan siyasi iktidarlar, Anadolu Aleviliğini, İslamın Sünni yorumu ile Şiilik ekolündeki Alevilik tanımları ile dezavantajlı konumdaki insanların kafalarını karıştırmakla meşgul oldular. Hocanın bugüne kadar yapmak istediği de bundan başka bir şey değildir. Şimdi ise buna yeni bir boyut katarak, ılımlı İslam projesinde bir rol üstlenmektir.

FETTULLAH GÜLEN’LE KOL KOLA YÜRÜYEN İZZETİN DOĞAN’IN, ÖNCE ALEVİLERE HESAP VERMESİ GEREKİR.

Hoca son yıllarda, sağ siyasal eksendeki duruşuna ve işbirliğine şimdi, tarikatçılarla kol kola girerek, Aleviliği inkarın merkezine koyanlar ve Alevilere dönük hak ihlallerinin baş mimarları ile görünmesi, Alevilerin ibretle izlediği bir gelişmedir. İzzetin hocanın, Fettullah Gülen’le başlayan işbirliği ile birlikte, Samanyolu Televizyonu'nu, Zaman gazetesini ve Aksiyon dergisini Alevilerin en etkili, kitlesel ve meşru kurumları olan Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’na (ABF) ve Avrupa’nın on ülkesinde federasyonlaşmış kurumların üst yapısı olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfedarasyonu’na (AABK)’na saldırmak için kullanması, bir tesadüf değildir. Fettulah Gülen destekli bu basın kuruluşlarının, İzzettin hoca ile birlikte el ele vererek üstlendiği misyon bellidir. Alevilerin birliğini bozmak ve Alevilerin Fettullah tarikatı ile yakınlaşmasını sağlamaktır.

İzzettin hocanın, Fettullah hoca ile Atatürk ve cumhuriyet konusundaki fikirlerinde “farklılıklar” artık, her Alevinin kafasında soru işareti oluşturmuştur. Bir yandan laiklikte yana olduğunu iddia eden İzzettin hoca, diğer yandan derinden ve sessiz gelen, şeriata dayalı bir islami devlet özlemi olan Fettullah Gülen. Şimdi İzzettin hocanın Alevilere bir açıklama borçludur; kimden yanasın?

ALEVİLERİN EN KİTLESEL VE DEMOKRATİK ESASLARA UYGUN KURULMUŞ KURUMLARI ABF VE AABK’DIR.

İzzetin hoca, kendisine uzatılan her mikrofona verdiği ilk demeç; “bunlar bir elin beş parmağı kadardır. Bunu ben ciddiye almadım. Sizler de ciddiye almayın." olmaktır. Aslında hoca bu demeci ile CEM VAKFI’nı anlatmaktadır. Çünkü Cem Vakfı örgütlenmesi, vakıf stratejisi ile örgütlenmeyi tercih ederek, kitleselleşmenin önüne set çekmiştir. Belirli sayıdaki kurucu ile çalışmalarını yürüten Cem vakfı, üye yapmamakta ama tüm ticari faaliyetlerini finansmanını büyük bir kısmını Alevi vatandaşın desteği ile sağlamaktadır. Fakat her nedense Cem vakfının mali sirkulasyonu konusunda hiçbir Alevi yurttaşının bilgisi yoktur. Denetleme yetkisi yoktur. Söz ve karar hakkı yoktur. Hatta Cem Vakfı yönetiminde istifa eden yönetici düzeyindeki bazı insanların kamuoyuna bilgisine ulaşmış, istifa mektuplarında mali açıdaki şaibelere ilişkin iddialara İzzetin hoca halen cevap vermiş değilidir. Hoca sağ siyasi partilerden, islami çevrelerden, Alevi ve Sünni iş dünyasından, Fettullahçı kesimden ne tür destekler aldığı konusunda gizemlidir. Tüm bu gerçeklikler ortada iken, hocanın, her Alevinin üye olma hakına sahip, Alevilerin kitleselleşmesi ve örgütlenmesi için kapılarını sonuna kadar açan, çalışmalarını ve etkinliklerine denetime açık tutan, her yıl üyelerine hesap veren yapılara, art niyetli saldırmayı ihmal etmemektedir. Hocanın “bunlar bir elin beş parmağı kadardır” demesi, aynı zamanda hocanın sayma özürlü değil, gizleme özürlü olduğunuda göstermiştir. Çünkü tüm kamuoyununda bildiği gibi, hocanında daha iyi bildiği gibi, ABF, bu yılkı kongresini 177 delege ile yapmıştır. Her bir delegenin 1000 üyeyi temsil ettiği bir hesapla, ABF’ye bağlı 180 şubeli 22 kuruluşun bileşeni olarak, 177 bin resmi kayıtlı üyesi vardır. Avrupa’nın 10 ülkesinde örgütlü kurumlarımız ise 100 bin üyesi vardır. Yani “bir elin beş parmağı” ile ancak Cem vakfının yönetim sayısı tarif edilebilir.

İzzetin hoca, “Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu –Federasyon değil, konfederasyon- Kuruluşunda benim de katkılarım oldu. Ancak zamanla federasyonu Marksist kökenli insanlar ele geçirdi. Böylece federasyon Alevi kitlenin desteğini yitirdi”  diye bir iddiayı Fettulahçı basında ortaya atıyor. Buna yine hocanın üslubu ile cevap vermek gerek.

Bir, Avrupa değil, ilk olarak Almanya Alevi Birlikleri federasyonu kuruldu. Hoca bu kuruluşun hiçbir yerinde bulunmadı. İki, Almanya’da yalnızca Köln, Hamburg ve bir kaç şehirde örgütlü olan, üye sayısı olarak bin kişiyi varmayan bir örgütlenmeydi. Ancak hocanın “Marksist kökenli” diyerek ifade ettiği, Aleviler sayasesinde Alevi örgütlenmesi 10 ülkeye yayıldı ve 100 bin kişiyi kucaklayan bir KONFEDERASYON oldu.

Üç, insan “Marksist kökenli” olmaz! Marksist düşünceden yana olabilir. “Köken” kelimesinin kullanılış biçimiyle, bir uluslarası hukuk doçentini Türkçesi için sorunlu bir ifadedir. Alevi kökenli olunur, ama bir düşünce sistemine taraftar olunur. Hoca, babasının yolundan giderek sağcılığı, etnik milliyetçiliği bir ideoloji olarak savunurken, hoca kendi “köken” sorunu tartışmayı gizlemektedir. Eşitliği, dayanışmayı, paylaşımı, sosyal adaleti dışlıyan, sınıfsal konumları itibariyle ezenden yana olan bir siyasi tercihi benimserken, aslında Alevi öğretisinin tam da zıttı olan bir düşünce sistemine yaslanmış olduğunu gizlemek istemektedir. Oysa Marksist dünya görüşü, hocanın “öcü” gibi göstermesinin aksine, tüm litaratürlerde “eşitlik ve sömürüsüz bir dünya düzeni” olarak ifade edilir. Alevilerin, sağ siyasi eksendeki, ezen ideolojisine karşı, Alevi gençlerinin siyasi duruş olarak soldan ve Marksist düşünceyi sahiplenmesini, Alevi öğretisinin kaynaklarında aramak gerekir. Oysa hoca besleyen kaynaklar her neyse, ona sömürünün devamını, yoksulluğun devamını, sosyal adaletsizliğin devamını, eğitimi ve sağlığı paralı hale getiren, özelleştirmeci ve evrensel hukuk değerlerini hiçe sayan sağ siyasetinden medet ummayı adres olarak göstermiştir. Hocanın bilmesi gereken bir husus daha var; Alevilerin solda, sosyal demokrat ve demokrasi güçlerinin yanında durması doğru bir tercihtir. Alevi öğretisine uygun bir yönelimdir. Sol ve sosyal demokrat siyasi değerleri “öcü” düşünce sistemi gibi gösteren hocanın asıl amacı, Fettulahçı yayın organlarına verdiği demeçteki “Yerel seçimlere bir yıldan az kaldı. Alevi oyları nasıl bir seyir izleyecek” ve “Alevilerin ne yapacağı henüz belli değildir. Haklarını vermek için samimi çaba sarf eden siyasi partiler, Alevîlerden de aynı yakınlığı görecektir.” değerlendirmesinin arka planında yatan sağ partilerle olan siyasi flörtü yatmaktadır.  Bunu ise hocanın CEM TV’deki tüm hisseleri almasını sağlayan, finans kaynağının açığa çıkarmakla ve Alevilerin “oyları Demokrat Parti’ye gitmiştir. ..Alevîler artık sağ-sol kavramlarını reddediyor. İşin özüne bakacak. Milliyetçi Hareket Partisi de olsa hiç önemli olmayacak,.. Aleviler de ona oy verecektir.” demecinde aramak gerekir. Hocanın Alevileri sağ ve sağ milliyetçi partilere pazarlama girişiminin bir yan stratejisi olarak, marksist, solcu ve sosyal demokrat olmayı Alevilere “öcü” gibi göstermektedir. Hocanın bu çabaları, boş bir çabadır ve “dipsiz kuyudan su çekmeye” benzer. Hoca hatta daha geri tesbitlerde yaparak, AKP’ye bile “böyle devam ederse Alevîlerden bir tek oy alamaz” ama AKP seçim öncesi sahte vaatlerle Alevileri kandırmaya kalksa, hoca AKP içinde oy istiyebilir. 

HOCAEFENDİ FETTULLAH GÜLEN DOSTLUĞU VE ALEVİLERİN YONTULMASI

İzzetin Doğan’ın Türkiye’de Alevilere hangi elbisenin giydirilmesine ilişkin, resmi ve tarikatçı terzilerle ilginç temasları ve değerlendirmeleri olmuştur. Örneğin, Fethullah Gülen’in “.. onların da (Alevîlerin) bazı yanlarının yontulması, şekillendirilmesi lazım. Alevîlik üzerinde hususî araştırma yapan tanıdığımız insanlar var“  demecinden sonra, Diyanetten sorumlu Bakan Said yazıcıoğlu, "Biz Alevilere elbise biçtik ama olmadı“ derken, aslında "Alevilerin yontulması“ ile "Alevilere elbise biçilmesi“nin fikersel dostluğunu, İzzetin Doğan’da desteklemektedir.

28.01.1997’de Fetullah Gülen’le iftar yemeği davetinde biraraya gelen İzzetin Hocaefendi davette verdiği mesaj “..Diyanet İşleri Başkanlığının yapması gereken ama yapmadığı bir işi burada yerine getiriyor. …Eğer bunu yapmıyorlarsa bu bir kusurdur, yapanları da alkışlamamak da büyük bir haksızlık olur Gönül istiyor ki, Ramazan ayı gibi insanların kendi içlerine dönük olarak ve diğer insanlarla ilişkilerinde gönül muhasebesini daha çok yapmaları gereken bir ayda Müslümanlar da kendi inançlarını farklı yorumlarla da olsa yaşayan insanları bir araya toparlayabiliriz biraz muhasebesini yapsak.“ biçiminde olmuştur.

Siyasal islam dairesinin içine çekilmeye çalışılan Aleviler için, aracı kişi olarak İzzettin Hocaefendi tercih edilmiştir. Bu konuda da İzzetin Doğan’ın Gülen’den destek aldığı kendi kadrolarınca iddia ediliyor. Örneğin Cem Vakfı’nın İzmir Şube Başkanı Veli Güler Dede bugün AKP ile çalışmaktadır. Yine Cemvakfı şublerinde yönetici olan bazı kişiler AKP’ye üyedirler.

İzzettin Doğan, Fethullah Gülen ile Süleyman Demirel'in olduğu bir toplantıda yan yana gelmiştir. O toplantıda  İzzetin hocaefendi "Fethullah Hoca'nın çok olumlu şeyleri olmuştur. Cemevleri'nin artık camilerin yanında yapılması gerektiğini beyan etmiştir"

İzzettin Doğan, Tuzla Aydınlıköy Cemevi'nin töreni sırasında "Keşke Fethullah Gülen gibi İslam dininin diğer önde gelen büyükleri de Hıristiyan ve Musevi dinlerinin temsilcileriyle bir araya gelseler ve tüm dinlerin mensuplarına ortak mesajlar verebilseler" dedi.

İzzettin Doğan, Fethullah okulları için  "Devletin resmi kurumları var. Bunlar gerekli denetimleri yapıyorlar. Bu denetimlerde Atatürk ilkeleri ve cumhuriyet aleyhine bir faaliyete rastlanmadıysa bu okullara yüklenilmesi büyük haksızlık olur." şeklinde konuşuyor.

ABD RAPORLARINDA GÜLEN HAREKETİ

ABD Dışişleri Bakanlığı Din Hürriyeti Bürosu’nca hazırlanan “Din Hürriyeti ve Türkiye Raporunda” Fethullah Gülen’den “Moderate Islamic Leader” (ılımlı İslami lider) olarak bahsedilmiştir.  İşte bu nedenle ABD Fethullah Gülen’i dinler arası diyalog hareketine devlet Başkanlığı” düzeyinde katılmasını sağlamıştır.  ABD resmi olarak Türkiye’ye “diyalogculara (Fethullah Gülen'e) dokunma, onların serbest çalışmasına izin ver” diye talimat gönderiyordu.

Yine geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a bağlı ‘araştırma-geliştirme’ kuruluşu Rand Corporation, ‘Türkiye’de siyasal İslam’ın yükselişi’ başlıklı 135 sayfalık bir rapor yayımladı. Bu raporda Fethullah Gülen hareketi için " Nur hareketiyle başlayarak, akılla vahiy arasında çatışma görmeyen ve demokrasi, dini hoşgörü, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisini içselleştirmiş dini okullar ortaya çıktı. Bu da Türkiye’yi, İslam’ın modernist yorumlarının katı dinsel muhafazakârlık karşısında tutunmakta zorlandığı diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı kılıyor... Gülen hareketinin kökleri, ‘kılıcın cihadı’ döneminin bitip ‘sözün cihadı’nın başladığını savunan ve bilim ve akılcılıkla İslam’ı uzlaştırmaya çalışan Said Nursi’ye dayanıyor. Nursi Türkiye’deki Ermenilerin ve Rumların haklarını savundu ve Hıristiyan liderlerle temasa geçti. Gülen Nur hareketini ‘Türk İslam’ı olarak yeniden keşfetti. Bireysel dönüşüm vurgusundan uzaklaşıp kamusal alana ve İslam’ı toplumsal sermayeye dönüştürmeye odaklandı. Gülen hareketi dinler arası diyaloğu teşvik etmek konusunda faal. Bir örgüt ağı Gülen’in İslam vizyonunun propagandasını yapıyor. Bunlar arasında geniş bir okul, hastane, yardım ve medya kuruluşları ağı var. Asya, Avrupa ve ABD’de de çeşitli kuruluşlar aracılığıyla yoğun faaliyetler yürütüyor." değerlendirmesi yapıyor. Yani Gülen hareketinden korkmayın, onlar ‘kılıcın cihadı’ dönemini bitirdi ‘sözün cihadı’nı seçtiğini bize anlatmaya çalışıyorlar. Kısacası sözü "onlar güçlü, onlara tabi olun demeye getiriyorlar"

İZZETTİN HOCAEFENDİ DOSTUNU ABD'DE DEĞİL, SERÇEŞMEDE ARAMALIDIR.

ABD'de CIA ve FBI gizli istihbarat güvencesi ve koruması altında yaşadığı söylenen bu kişinin, Aleviler içerisinde meşrulaştırılması ve Gülen'in "bilge, dost ve Alevilere manevi katkısı büyük insan" olarak tanıtılması asla kabul edilemez.  Alevilerin haklarını korumanın, elde etmenin ve geliştirmenin yolu, Gülen dalkavukluğuyla olmaz. Aile boyu Nur cematini överek ve dost bularak, Alevi değerleri savunulamaz.

Eğer İzzetin Doğan "bilge, dost ve Alevilere manevi katkısı büyük insan" arıyorsa, ABD'ye gitmesine gerek yok, aradığını ABD'de zaten bulamaz. Serçeşme'ye uğrasın. Yol önderi, bilge insan, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın en yüksek makamı olan Postnişini Veliyettin Ulusoy efendimizin yanına uğraması yeter.  Ama bunun için önce aradığına karar vermesi gerekir. Alevi-Bektaşi öğretisinin gücünemi yoksa egemen ve karanlık iktidarların gücüneme sığınacak.

Şimdi cevap arayan soru şu:

İzzetin Doğan kimi savunuyor?

Laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti olan cumhuriyeti mi?

Yoksa BOP ekseninde özlenen Ilımlı İslamı mı?

Turan Eser, Araştırmacı/Yazar

Yorum (yok) Yorum yaz!

ABF - AABK : Doğan, Gülen'e sahip çıkacağına; Alevilerin sor

ABF - AABK : Doğan, Gülen'e sahip çıkacağına; Alevilerin sorunlarına sahip çıksın

"ABD; BOP’nin hayata geçirilmesi sürecinde Fethullah Gülen aracılığı ile Sunnileri, İzzettin Doğan aracılığı ile de Alevileri kazanmak istemektedir. İzzettin Doğan’ın üstlendiği rol, zor bir roldür. Hoca o rolü oynayamaz. Aleviler buna izin vermez. Olsa olsa gider Çamuroğlu’nun durumuna düşer. İzzettin Doğan; Alevilerin Çağdaş, Laik, Demokratik Cumhuriyetten yana olduklarını bilecek konumdadır. Buna rağmen Fetullah Gülen’e sahip çıkıyor, yol ve yön değiştirerek “ılımlı İslam”a doğru gidiyor ise; Alevi toplumunu tümüyle karşısına alıyor demektir."
 
BASINA VE KAMUOYUNA

* Fethullah Gülen-Nazım Hikmet kıyaslaması, Çağdaş insanları incitmektedir.

* İzzettin Doğan’ın BOP projesinde kabul ettiği rolü, Aleviler reddetmektedir.

İzzettin DOĞAN’la yapılan bir röportajda, ” Nazım Hikmet’e yapılanlar, Fethullah Hoca’ya yapılmamalı.” dediği, değişik basın yayın organlarında yer aldı.

Nazım Hikmet; temel hak ve özgürlüklere bakışı, dünya görüşü, mücadelesi ve şiirleri ile; siyasi iktidarın hedefi olmuştur. Bu nedenle yargılanmış; ağır hapis cezaları almış, Bursa Cezaevi ve gemi hücrelerinde mahpus yatarak bedel ödemiştir. Yaşamının kalan bölümünü de, zorunlu olarak yurt dışında geçirmek durumunda kalmıştır. Siyasi iktidar Nazım Hikmet’i yurt dışında da rahat bırakmamış, yurttaşlıktan çıkarmış, şiirlerinin ülkesinde yayınlanmasını yasaklamış; yani Nazım’a ait her şeye – yaşamı da dahil olmak üzere- ambargo koymuştur.

Geçen zaman, değişen dünya; Nazım Hikmet’in ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştur.

"Nihai hedefe ulaşana kadar, her yöntem ve yol mübahtır. Bunun içine yalan söylemek ve insanları aldatmak da girer. Yeter ki, 'hizmet' kesintiye uğramasın. Hizmet denilen çalışmanın en büyük özelliği, sessiz ve derinden olmasıdır. Bu gizlilik de güçlü oluncaya kadar devam edecektir...." diyen ve bir zamanlar Diyanet kadrosunda da çalışan, Fethullah Gülen ile Nazım’ı kıyaslamak; insafsızlık değildir de nedir?

Ülkemizde oluşturduğu ışıkevleri, gülen okulları, dershaneleri, tv kanalları, radyo ve gazeteleri ile; yokluk yoksulluk içindeki yurttaşlarımızın zeki çocuklarını alıp, onları şeriatın ve gericiliğin girdabına düşüren, BOP projesinin ılımlı İslam projesinin militanları haline getiren Gülen’i; Kurtuluş Savaşı Destanının büyük şairi ile yan yana koyarak Nazım’a yazık edilmiş olmaz mı?

ABD; BOP’nin hayata geçirilmesi sürecinde Fethullah Gülen aracılığı ile Sunnileri, İzzettin Doğan aracılığı ile de Alevileri kazanmak istemektedir.

İzzettin Doğan’ın üstlendiği rol, zor bir roldür. Hoca o rolü oynayamaz. Aleviler buna izin vermez. Olsa olsa gider Çamuroğlu’nun durumuna düşer.

İzzettin Doğan; Alevilerin Çağdaş, Laik, Demokratik Cumhuriyetten yana olduklarını bilecek konumdadır. Buna rağmen Fetullah Gülen’e sahip çıkıyor, yol ve yön değiştirerek “ılımlı İslam”a doğru gidiyor ise; Alevi toplumunu tümüyle karşısına alıyor demektir.

İzzettin Doğan hukuk profesörüdür.

Fethulah Gülen’e sahip çıkacağına; özünü dara çekerek, Alevilerin sorunlarına sahip çıksın. Hukuk bilgisini, Alevileri asimile aracı olan zorunlu din dersi konusunda, Madımak Otelinin müze olması, vb konularda kullansın.

Bu günlerde şehitleri anacağımız Madımak katliamına karşı her hangi bir duruşu kamuoyuna yansımadığı gibi, şehitlerine sahip çıkanlara Cem vakfı Sivas Şubesi Başkanı aracılığı ile, “şehitlerinizi unutun” demektedir.

Fethullah Gülen çevresinin Adalet Bakanı, Madımak katillerinin avukatlığına soyunmasına rağmen, İzzettin Doğan, Madımak Şehitlerinin ve diğer mağdurlarının yanında tek duruşmada dahi yer almamıştır. Madımak Oteline şu 15 yıl boyunca bir kez dahi uğramamıştır.

Kaldı ki; Fethullah Gülen’in ülkeye dönüp dönmeyeceği, dönecekse nasıl döneceği kendi bileceği bir iştir. İzzettin Doğan bunu kendine iş edinmesin.

Ayrıca Sayın Doğan, bilsin ki; Gülen; Humeyni’ nin Tahran’a dönüşü gibi bir dönüşü hayal etmekte ve bunun için çalışmaktadır.

Saygı ile kamuoyunun bilgisine sunarız.

18.06.2008 

Turgut ÖKER                   Ali BALKIZ
AABK Genel Başkanı         ABF Genel Başkanı

Yorum (yok) Yorum yaz!