Hacıbektaş, Aleviliğin simgesidir; Simgemizi geri istiyoruz

Hacıbektaş, Aleviliğin simgesidir; Simgemizi geri istiyoruz

 

 

Alevi toplumunun “Serçeşme”sinde 44. Ulusal, 18. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri bu yıl, 16-19 Ağustos 2007 tarihlerinde Hacıbektaş’ta yapılıyor. “Ulusalcı”lığını, şoven milliyetçilerle işbirliği yapacak noktaya getiren “paşa” kökenli Belediye başkanının tutumu nedeniyle etkinlikler, bir kez daha, Alevi-Bektaşi toplumunun gerçek temsilcilerinin dışlanmasına sahne oluyor. Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu’nun seçilmesinden sonra Alevilerin en büyük örgütlü gücü olan ABF ve bağlı kurumların, Alevilerin taleplerini Serçeşme’de dile getirmesi konusunda oluşan gelenek, son dört yıldır kesintiye uğratılmıştır.

 

Alevi örgütlülüğü parçalanmak isteniyor; izin vermeyeceğiz!

 

Bütün bunlar, Aleviliğin yaşadığı sorunları ülke gündemine taşıyarak, çözüm için iktidarı zorlamaya başlayan örgütlü Alevi topluluğunu parçalamaktır. Türk-İslam sentezci çizgide asimile edilmesi projelerinin bir yansımasıdır. Oysa yanılıyorlar; yüzyıllardır baskı ve asimilasyona tabi tutulan Alevilerin, her şeye rağmen, kültürlerini ve geleneklerini koruduğu dikkate alınırsa, ulusalcılığını şoven milliyetçilikle işbirliğine dönüştürmüş şahsiyetlerin bu girişiminin de sonuç vermeyeceği açıktır. Buna, yüzyıllardır baskı ve yok etme politikalarına karşın, inanç ve ritüellerini bugüne kadar koruyup getiren Aleviler ve Alevilerin örgütlü gücünü temsil eden örgütlerimiz izin vermeyecektir. Bu nedenle yarından tezi yok; yok edemedikleri Alevileri, bölüp parçalayarak, kontrol altında tutma sevdasından vazgeçip, bir an önce Serçeşme’de Hünkar adına düzenlenen etkinliklerin bütün organizasyonunun Alevi örgüt ve temsilcilerine bırakılması gerekmektedir.

 

Alevilik, “72 millet”e bir nazarla bakan bir kültürel geleneğe sahiptir. Bu geleneğin günümüzdeki anlamı, her kim olursa olsun, inançlarını özgürce yaşayacağı zemininin yaratılmasıdır. Aleviler, hem kendileri hem de kendileri dışındaki inanç sahiplerinin inançlarını hiçbir engelle karşılaşmadan yerine getirecek bir yapısal düzenlemeden yanadırlar. Bu çerçeveden bakıldığında, Aleviler açısından vazgeçilmez bir inanç merkezi olan Hacı Bektaş Dergâhı’nın bir an önce asıl sahibi olan Alevilere devredilmesi gerekmektedir.

 

22 Temmuz seçimleri, Alevi toplumunun demokratik temsiliyeti açısından sorunlu bir tablo ortaya çıkarmıştır. Geçmişte “Alevilik, bir inanç değil ki” diyen Tayyip Erdoğan, Alevileri toplu kıyımdan geçiren milliyetçi MHP, sırf oy kaygısıyla Alevi kökenli aday göstermiş ancak parti programlarında Alevi taleplerine hiçbir şekilde yer vermemiştir. Dolayısıyla, böyle bir anlayıştan demokratik bir çözüm de beklenemez. Kendisini sosyal demokrat olarak nitelendiren CHP’nin de tutumu da, Alevileri tatmin edici noktadan çok uzaktır.

 

Biz Aleviler, zorunlu din dersleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Anayasa’da yer aldığı bir ülkede “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganını gerçekliğe uygun görmüyoruz. Din dersleri ve Diyanet’in Alevileri asimile etme amacıyla oluşturulmuş birer araç olduklarını biliyoruz. İhtiyaç duyulduğunda, şeriatçı tehlikeye karşı payanda olarak kullanılmayı da reddediyoruz. Devletin bir an önce, özgürlükçü ve demokratik bir laiklik anlayışını benimsemesini talep ediyoruz. Böylece, her din ve inanç grubunun hiçbir baskı ve tahakküme uğramadan, serbestçe, kendi inancının gereğini yerine getirecek bir ortamın oluşması gerektiğine inanıyoruz. İnançsızlığı da bir hak olarak görüyor ve saygı duyuyoruz. Şeriatçı tehlikeyi ortadan kaldıracak gerçek güç, devletin bütün inançlar ve inançsızlar karşısında eşit mesafede durmasını sağlayacak olan özgürlükçü ve demokratik laiklik anlayıştır.

 

Demokratik bir anayasa, özgürlükçü bir laiklik istiyoruz!

 

Laiklik, öncelikle ve özellikle 12 Eylül rejiminin topluma giydirdiği deli gömleği olan 82 Anayasası’ndan kurtulmasıyla işlevine kavuşacaktır. Türkiye’de yeni bir sivil anayasaya ihtiyaç vardır. Sivil ve demokratik bir anayasa için, toplumun bugüne kadar etnik ve inançsal kimliklerinden dolayı reddedilen ve asimile edilmek istenen kesimlerinin görüşleri ve taleplerinin dikkate alınması zorunludur. Bu ülkenin demokrasi dinamikleri, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir hukuksal sistem kurabilecek potansiyele sahiptirler. Bu potansiyelin Alevileri yakından ilgilendiren özgürlükçü ve demokratik laikliğin hukuksal anlamda kabulünü sağlayacağına inanıyoruz.

 

Bu çerçevede;

 

* Din ve inanç özgürlüğü önündeki bütün engellerin kaldırılmasını,

* Cemevlerinin Alevilerin ibadet yeri olarak kabul edilmesini,

* Zorunlu din derslerinin Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarından biri olduğu kabulünden yola çıkılarak, derhal kaldırılmasını,

* Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi ibaresinin tümüyle çıkartılmasını,

* Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesini,

* Devletin bütün dinler, inançlar ve inançsızlara karşı eşit uzaklıkta durmasını, bir inancı diğerine üstün kılacak her türlü hukuksal ve fiili duruma son vermesini talep ediyoruz.

 

Yeni bir sol irade gereklidir

 

22 Temmuz seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablo; ülkemizde ekonomik- demokratik sorunların çözümü için sol, sosyal demokrat, sosyalist bir siyasi iradenin oluşturulması gerektiğini göstermiştir. Aleviler, böyle bir siyasi iradenin oluşturulmasında elbette taraftırlar; taraf olacaklardır. Irka ve inanca dayalı partilere karşı yıllarca mücadele veren Aleviler, Alevi partisi kurulması fikrine de sıcak bakmamaktadırlar.

 

Alevi birlikteliği şarttır

 

ABF yönetiminin, bağlı derneklerden kopuk çalışması, kimi zaman ABF’ye bağlı kurumsal yapıların iç işlerine müdahale etmesi ve ayrıca bağlı örgütlerin ortak iş üretmelerini ABF karşıtı çalışma olarak değerlendirmesi kabul edilemez. ABF’nin temel görevlerinden birisi Alevi örgütlerini kucaklaması gerekirken, kendisine yandaş ve karşıt örgütler mantığı ile hareket etmesi birlikteliğin önündeki en büyük engeldir. Olağanüstü kongre öncesinde başlayan ve sonrasında devam eden tartışmalar sonucu federasyonumuzda yaratılan olumsuzluğu giderme görevi öncelikle mevcut yönetime aittir.

 

Saygıyla kamuoyuna duyurulur. 15.08.2007

 

Geleneksel 15 Ağustos Hacı Bektaş toplantısına katılan dernekler adına

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

İzzettin Doğan, aslını inkar eden bir haramzadedir !

 

İzzettin Doğan, aslını inkar eden bir haramzadedir !

 

BASINA ve KAMUOYUNA

*MARAŞ-ÇORUM-MALATYA KATLİAMLARININ SANIKLARI BELLİDİR.

*BAŞBAKAN ECEVİTİN ÖLÜMÜNDEN SONRA ÇEKMECESİNDEN ÇIKAN MİT’TEN GELMİŞ BİLGİ NOTU, SANIKLARIN KİM OLDUĞUNU KAMUOYUNA GÖSTERMEKTEDİR.

Cem Vakfı Genel Başkanı Sayın İzzetin DOĞAN’ın "Bahçeli'den davet gelirse Aleviler'i Tekir Yaylası'na yönlendiririz" açıklaması, Alevi Halkına yapılacak en büyük hakaretlerden birisidir. Zira Aleviler yaklaşık kırk yıllık bir süre içinde nereden yönlendirildiği herkes tarafından bilinen MHP ve Ülkücü güçler tarafından zulüm, baskı ve katliama uğramışlardır. Bütün bu olup bitenleri görmezden gelip "Alevilerle MHP'yi kucaklaştırmak" isteyen CEM Vakfı kirli oyunlar tezgahlamaktadır.

Toplumsal barış ve hoşgörü bu değildir.

Toplumsal barış ancak barışı sabote edip farklı inanç ve kültüre mensup toplumlara zulüm ve baskı uygulayanların kendini çoğulcu, katılımcı demokrasinin evrensel verileri ışığında tanımlaması ile olur. Bu da yetmez, sorumlular kendi tarihi ile yüzleşerek, tarih ve insanlık karşısında varsa taşıdıkları hümanist değerler bunun gereğini yaparlar. "Otuz yıl önce yaşananları unutalım" demek bundan sonra yaşanması olası benzerlerine kapı aralamaktır.

Alevi toplumunun kendi inanç ve kültürünü evrensel hukuk ve toplumsal barış çerçevesinde yaşamaktan başka hiç bir amacı yokken, bırakınız Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yaşatılan zulüm ve asimilasyon çabalarını; daha yakın zamanda Çorum, Malatya, Maraş ve tüm dünyanın gözleri önünde yapılan Sivas katliamı unutulamaz. İnsani bir talepten başka bir amaç gütmeyen "Madımak müze olsun." çığlığımız yok sayılırken, "Tekir Yaylası'nda buluşmak" kendi inanç ve kültürümüzü inkar etmek olur.

Alevilerde "Aslını inkar eden haramzadedir" deyişi Yol'un belirleyici felsefesidir. Biz Alevileri, Yolumuzu kanla kirletenlerle hiç bir şey yaşanmamış gibi kolkola girecek kadar aymaz olamayız. Evet, Alevi inanç ve kültürünün engin anlayış ve hoşgörüsü vardır. Lakin anlayış ve hoşgörü bu iki erdemli değeri içselleştirmiş birey, kurum ve toplumlara gösterilir. Birileri çıkıp kendinden menkul, Aleviler adına anlayış ve hoşgörü gösteremez. Böyle bir anlayış olsa olsa "ağacın özündeki kurt" olmaktır. Aleviler özlerindeki kurtlardan tarih boyunca çok çektiler, sıra bu kurtları temizlemeye gelmiştir. Bir hafta sonra Türkiye ve Dünyanın her yerinden büyük bir coşku ve ikrar ile akın edeceğimiz Ser Çeşmemiz "İncinsen de incitme" demişti. Biz Aleviler incinmenin ötesinde insanlık dışı hakaret ve baskılarla karşı karşıya kalmamıza rağmen kimseye karşı şiddet kullanmadık. Haksız yargılamalara, sürgünlere ve devlet politikası olan asimilasyona maruz kaldık. Tüm bunlara karşın demokratik hukuk devletini esas alarak çözümü toplumsal barış ve inanç özgürlüğünde aradık. Kendimizi ne tarih, ne de insanlık karşısında suçlu görmüyoruz.

Biz yapılanları inanç ve kültürümüzün felsefesi, Yolumuzun gerekleri ile tanımladığımızda şunu söyleyebiliriz: Bize yaşatılan tarihin sorumlusu olan herkes kendi tarihi ile yüzleşmeli, evrensel hukuk, hümanizm ve bilimin ışığında yapılması gerekenleri yapmalı, sorumluluklarının gereği ne ise ona razı olmalıdırlar. Bunun dışında tüm çözüm önerileri tarihi ve gerçekleri saptırmaktan başka bir çaba taşımıyor olacaktır.

Saygı ile kamuoyuna sunulur.

11.08.2007

Av. Kazım GENÇ

PSAKD Genel Başkanı

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

 

      YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!

 

      Tarih 8 Mart 1857, ABD’de açlığın, yoksulluğun, sömürünün yoğunlaştığı, kapitalizmin insan yaşamını ve iradesini hiçe saydığı bir anda Newyork’lu dokuma işçisi kadınlar, hep bir ağızdan “Eşit işe eşit ücret” ve “8 saatlik iş günü” talepleriyle haykırdılar, yaşamları pahasına direndiler.

 

       Kapısı dışarıdan kapatılmış fabrikalarında, 129 kadın işçi diri diri yakıldılar. Amerikalı dokuma işçisi kadınların başlatmış olduğu bu mücadele, tüm dünyada emekçi kadınların mücadelesine ışık tuttu, yol gösterdi. 1910 yılında 2. Enternasyonal toplantısında, CLARA ZETKİN’in önerisiyle, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul edildi. 

 

       150 yıl önce ABD de katledilen 129 dokuma işçisi kadınlardan bugüne kadar, savaşlarda tecavüze uğrayan, mağdur edilen, emeği sömürülen hep kadınlar olmuştur.   

 

       Sivas’ta yakılan, Bursa’da dokuma fabrikasında sigortasız olarak çalıştırılırken yanan, Ceylanpınar’da tarım işçisi olarak kamyon kasasında boğulan, Cezaevlerinde ölüm oruçlarında çocuklarıyla direnen, Grev çadırlarında bazen grev gözcüsü olan, bazen de direnen eşlerine yoldaş olan kadınlarımız olmuştur.  

 

*  Küresel kapitalizmin yarattığı yoksulluk ve şiddet en çok kadınları vuruyor.

 

*  Yoksulluğun ve savaşın dayattığı göçlerin olumsuz sonuçlarından en çok kadınlar etkileniyor.

 

*  Dünyada olduğu gibi ülkemizde de savaşın yarattığı yoksulluk, şiddet ve tecavüzün sonuçlarını kadınlar bedenlerinde ve ruhlarında yaşıyorlar.

 

*  Güvencesiz, sigortasız, düşük ücretle çalışmak kadın emeğinde daha da yoğunlaşıyor.

 

*  Hiçbir sosyal güvencesi olmayan, işsizler sınıfından sayılan ev kadınları iki kez sömürülmektedir.

 

*  Gelenekçi, dinsel ve feodal toplumsal yapının bedelini kadınlar, namus- töre cinayetleri ve berdel ile ödüyorlar.

 

*  İş yerinde, sokakta, gözaltında taciz ediliyor, şiddete uğruyor, aşağılanıyorlar.

 

Yaşanabilir bir dünya yaratmak adına, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış için mücadele eden tüm kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyoruz.

 

CİNSEL, ULUSAL, SINIFSAL SÖMÜRÜYE SON !

 

Neşe CEYHAN                                               Av. Kazım GENÇ
Demokratik Kitle Örgütleri Sekreteri                Genel Başkan

Yorum (1) Yorum yaz!

SULTANBEYLİ CEMEVİMİZDEN ELİNİZİ ÇEKİN

PSAKD GENEL MERKEZ BASIN AÇIKLAMASI :
SULTANBEYLİ CEMEVİMİZDEN ELİNİZİ ÇEKİN

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği  Genel Başkanı Av. Kazım GENÇ, bugün  Sultanbeyli Belediyesi önünde bir Basın açıklaması  yaptı.     


* Cem evlerimiz inanç merkezlerimizdir.

* AKP’li Belediye Cem Evimizden elini  çekmelidir.

* AKP’ nin ve onun yerel yöneticilerinin inancımızı inkârı bizleri yıldırmayacaktır.

 

Derneğimize ait arsamız üzerine halkımızın katılımı ile 08-09.04.2006 tarihinde Cem Evimizin ve Kültür Merkezimizi temeli atılmış, sonrasında da halkımızın desteği ile inşaatımız yapılmaya başlanmıştır.

 

07.04.2006 tarihinde Cem Evimize kadar gelerek görsel ve yazılı basının önünde, kamuoyuna açıklama yaparak, karşılıksız olarak harfi atını yaparak Cem Evi arsasını tahsis edeceğini beyan AKP’li Belediye Başkanı Alaattin Ersoy’un sözlerinin kamuoyunu yanıltmaya ve aldatmaya yönelik olduğu ortaya çıkmıştır.

 

07.04.2006 Tarihinde yazılı ve görsel basının önünde vermiş olduğu sözü yerine getirmemiş olan AKP’li Belediye Başkanı Alaattin Ersoy, o günden beri Sultanbeyli’ de halkımızın inancını, öğretisini, geleneğini ve kültürünü yaşatmak için kendi öz gücü ile yapmaya başladığı Cem Evi’nin inşaatını engellemektedir.

 

İnşaat harfiatını alan iş makinesinin ve harfiatı nakleden kamyonun ruhsatlarına el koyan, ceza kesme tehdidinde bulunan Belediye, bunlarla da yetinmemiş, Cem Evi’ miz inşaatı hakkında durdurma kararı alarak,  şube yöneticilerimizi de, savcılığa ihbar etmiştir.

 

AKP’ li Belediye Başkanı Alattin Ersoy tıpkı, partisinin genel başkanı davranarak takkiye yapmaktadır. Başbakan’da Avrupa’ya gittiğinde demokrat,  Türkiye’ye geldiğinde inkârcı olmaktadır. Alattin Ersoy’ da 07.04.2006 tarihinde yöneticilerimizin ve halkımızın huzurunda basına yönelik olarak yapmış olduğu açıklamada, “….Sultanbeyli de Cem Evi olmaması bir ayıptır…..” diyerek açıklamada bulunmasına rağmen, bu gün Cem Evi yapanları, savcılığa ihbar ederek ayıba ortak olmakta ve bu ayıbı sürdürmektedir.

 

Belediye Başkanına buradan sesleniyoruz:

 

Sultanbeyli’ de bulunan 28.000 binanın imar izni ve inşaat ruhsatları yokken, daha da vahimi kendisine ait yedi katlı özel hastanenin imar ve inşaat izni yokken, Cem Evimize, imar ve inşaat izni olmadığı gerekçesi ile yapımına karşı çıkması, Aleviliği yok saymaya yönelik bir davranış değil midir?

 

Keza Cem Evi arsamızın 50 metre aşağısında bir cami,150 metre aşağıda iki okul bulunurken ve bunların da tamamının imar izinleri ve inşaat ruhsatları bulunmaz iken, sadece Cem Evimize yönelik olarak imar izni ve inşaat ruhsatı olmadığı gerekçesinin arkasına saklanılması, çifte standart değil de nedir?

 

Sayın Başkan; inancımızı yok sayacağınıza, Cem evlerimizi inkar edeceğinize, Sultanbeyli’de yaşayan 20-25 bin Alevi yurttaşımıza hizmet verme görevinizi neden yerine getirmiyorsunuz?

 

Unutmayınız ki, yüz yıllardır Aleviler inkâr edilmelerine, yok sayılmalarına, kıyılmalarına rağmen, inançlarını ve kültürlerini unutmamışlar ve bu günlere kadar taşımışlardır.

 

Sizler inkâr etseniz de, yok saysanız da, bizler yüzyıllardan beri hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin bilgeliği ve akıl öncülüğünde, Yunus’un hoşgörüsü, Pir Sultan’ın inancı, direnci ve bilinci ile mücadelemizi sürdüreceğiz.

Tıpkı, Pir Sultan’ın yüz yıllar önce

 

“Yürü bre Hızır Paşa,
 Senin de çarkın kırılır.
 Güvendiğin padişahın
 Gün gelir o da devrilir.”

 

dediği gibi, bizler de bu gün bu haksızlık ve inkârcılık karşısında, boyun eğmeyeceğiz.

Sayın başkan, Sultanbeyli Cem evimizden elini çek. Çünkü bizim inancımızı ve kültürümüzü yok sayanlar, kendileri yok olurlar.

 

Sultanbeyli’ de vermekte olduğumuz demokrasi mücadelesinde, tüm halkımızın ve dostlarımızın desteğini bekliyor, Sultanbeyli Belediye Başkanlığının Cem Evimize yönelik tavrını kınadığımızı kamuoyuna saygı ile sunuyoruz. 17.07.2006


Av. Kazım GENÇ
Genel Başkan

Yorum (1) Yorum yaz!

MADIMAK MÜZE OLSUN ( ABF ve AABK Ortak Basın açıklaması )

MADIMAK MÜZE OLSUN ( ABF ve AABK Ortak Basın açıklaması )
 

“Madımak’ın müze olmasını reddeden AKP, katliamcıların ideolojik tercihine evet demiştir” Bundan 13 yıl önce Sivas’ta Madımak otelinin gerici ve faşist zihniyet savunucuları tarafından ateşe verilmesi ile insanlık dışı bir katliam yaşanmıştır. Bu katliamda 35 insanımız devletin gözleri önünden diri diri ve insanlık dışı yöntemlerle yakılmıştır. Bu vahşet karşısında ABF ve AABK olarak yıllardır Madımak otelinin kamulaştırılarak müze haline dönüştürülmesi amacıyla kampanyalar düzenledik, talepte bulunduk ve binin üzerinde aydın ve sanatçının imzaladığı “MADIMAK MÜZE OLSUN” dilekçesini, 2005 yılı Temmuz’unda AKP hükümetine sunduk. Sonuç; Siyasi vurdum duymazlık! ... www.pirsultan.net ...


 

BASIN AÇIKLAMASI

“Madımak’ın müze olmasını reddeden AKP,

katliamcıların ideolojik tercihine evet demiştir”

 

Bundan 13 yıl önce Sivas’ta Madımak otelinin gerici ve faşist zihniyet savunucuları tarafından ateşe verilmesi ile insanlık dışı bir katliam yaşanmıştır. Bu katliamda 35 insanımız devletin gözleri önünden diri diri ve insanlık dışı yöntemlerle yakılmıştır.

 

Bu vahşet karşısında ABF ve AABK olarak yıllardır Madımak otelinin kamulaştırılarak müze haline dönüştürülmesi amacıyla kampanyalar düzenledik, talepte bulunduk ve binin üzerinde aydın ve sanatçının imzaladığı “MADIMAK MÜZE OLSUN” dilekçesini, 2005 yılı Temmuz’unda AKP hükümetine sunduk. Sonuç; Siyasi vurdum duymazlık!

 

Yine CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek tarafından Meclise sunulan bu talebi içeren bir kanun teklifi, AKP’nin HAYIR oyları ile reddedilmiştir.

 

AKP BU HAYIR OYU İLE KATLİAMCILARIN

İDEOLOJİK TERCİHİNE EVET DEMİŞTİR.

 

„Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir efendim.“

AKP hükümeti, üyeleri bu sözlerle ve kararla, 13 yıllık katliam ateşini bir kez daha körüklemeyi tercih etti. 35 insanımızın vahşice yakılması karşısında SUS PUS olmanın, suça onay verme anlamına geleceğini artık herkes biliyor. Bu katliama 13 yıldır sunulan hukuki, ideolojik desteğin hangi kesimlerden olduğunun bilincinde olan Aleviler, AKP’nin HAYIR oyu kullanması karşısında şaşırmamıştır. AKP gizlediği tercihleri ile toplum vicdanında suçüstü yakalanmıştır.

ABF ve AABK olarak, “Gazanız Mübarek olsun” diyerek TBMM’ne taşınanlara inat, “allah adına yak ula yak” diyen mollalara inat, “Çok şükür halkımıza bir şey olmamıştır” diyerek, diri diri yakılan 35 insanımızı “halk”tan saymayanlara inat, “bu işi fazla kaşımayın diyerek toplumsal belleği silmek isteyenlere inat, biz Madımak Oteli müze olana kadar ve 2 Temmuz katliamının gerçek failleri hesap verene kadar, bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Nazilerin Solingen katliamını gerçekleştirdikleri ev bugün anıt mezarken, Sivas’ta katliamın gerçekleştiği Madımak Oteli’nin bir et lokantası olarak çalışmasını onaylamak, katliama bir tür suç ortaklığı değil midir? Bizce AKP, Madımak Otel’inin kebap Salonu olarak işletilmesine onay vererek otele benzin döken gerici güruhla kurduğu paralelliği açığa çıkarmıştır. AKP’den bir temsilcinin dahi bu teklifle ilgili söz almamış olması da hiç tuhaf değildir. Çünkü, sükut ikrardan gelir.

Bu durum Türkiye adına utançtır. Müze teklifinin TBMM’de AKP’lilerin çoğunluk gücüyle reddedilmesi de en az katliam kadar utanç vericidir. Bu utançtan kurtulmak için;

- Kültür Bakanlığı derhal Madımak Oteli'ni kamulaştırmalı ve müzeye dönüştürmelidir!

- Kültür Bakanlığı, siyasi iktidar adına bu ayıbı ortadan kaldırmak için derhal ABF ve AABK ile masaya oturup, müze ile ilgili çalışmaları başlatmalıdır.

 

ÇAĞRI

13 yıl sessiz kalanlar, artık seslerini yükseltmelidir. Karanlığın cücelerine karşı, siyasetin dinbazlarına ve düzenbazlarına karşı aydınlıktan, barıştan, özgürlükçü laiklikten, emekten ve eşitlikten yana olanları 2 Temmuz’da Sivas’ta Madımak Oteli önünde olmaya davet ediyoruz.

 21.06.2006, Ankara

 

Alevi Bektaşi Federasyonu                        Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu

Selahattin Özel                                                           Turgut Öker


Yorum (yok) Yorum yaz!